"woelfin" İçinde Aramak İstediğiniz Konunun Anahtar Kelimesini Giriniz

 
woelfin by woelfin



} td { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 9pt; line-height: 1.7; color: #333333; } td.title { border-bottom: 1px solid #DEDEDE; } td.leftside { padding: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; } td.rightside { padding: 10px; border-left: 1px solid #DEDEDE; line-height: normal; } div.avatar { float: left; margin: 5px; margin-left: 0px; margin-bottom: 0px; } h2 { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 20pt; color: #444444; margin-bottom: 12px; } h3 { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 14pt; color: #444444; margin-bottom: 2px; } font.gray { color: #AAAAAA; } div.author { margin-top: 3px; margin-bottom: 6px; } a:link { color: #000066; } a:visited { color: #000066; } a:hover { color: #000066; }

woelfin by woelfin

27/3/2009 - Çocuğunuzun gözüyle bakmak....ÇOK DUYGULANDIRAN BİR YAZI

Kategori: Kissadanhisse

 
>Mart ayı gelmişti ama kızım hala okumaya geçmemişti. Ödevlerini yapmamak
> >için bir sürü bahane buluyordu. Elimden geldiğince ilgileniyor, çalışma
> >şevki kazanması için çabalıyordum. Ancak hiçbir gelişme yoktu. Adeta
> >inatla okuma-yazma öğrenmemeye çalışıyor gibiydi. Öğretmenliğin
> >kazandırdığı bütün deneyimlerimi kullanıyor, hiçbirinin işe yaramadığını
> >gördükçe paniğim artıyordu.
> >> >Kızımdan bir yaş küçük oğlum ve henüz yedi aylık bebeğim den çalabildiğim
> >her dakikayı kızıma ayırıyor, ancak öğretmeniyle her konuştuğumda büyük
> >bir düş kırıklığı ile eve dönüyordum. 'Kızım acaba geri zekalı mı' diye
> >düşündüğüm oluyor, bu düşünceler yüzünden beynimin zonklamasını geçirmek
> >için iki, üç tane ağrı kesici almak zorunda kalıyordum.
> >
> >O soğuk mart akşamında, sönmeye yüz tutmuş sobanın yanında, kızıma
> >heceleri sök! türebilmek için uğraşırken, onun ilgisizliği kalan son sabrımı
> >da tüketti. Ayların birikimiyle kızı mı omuzlarından tutup, silktim ve
> >minicik yanağına hatırladıkça utandığım' bir tokat attım. Yanağı
> >kıpkırmızı oldu. Şaşkın ama kızgın baktı. Ağlamamak için minik dudaklarını
> >sürekli büküyor, bakışları kalbimin ötelerine doğru ok gibi ilerliyordu.
> >
> >> >Sessizliği bozan ben oldum.
> > >
> >'Neden? Nazlıhan neden? Niçin okumayı öğrenmek için gayret göstermiyorsun?
> >Sen aptal değilsin. Neden kendine aptalmışsın gibi davranılmasına izin
> >veriyorsun?'
>
> >Bir an durdu, sonra sesinin bütün yırtıcılığı ve kiniyle, 'Çünkü ben okumak
> >istemiyorum' diye
> >haykırdı. Kulaklarıma inanamıyordum. Yüksek tahsil yapıp, iyi bir geleceği
> >olacağını düşledim biricik kızım, benim, ben öğretmen Emine Özgenç'in kızı
> >'Okum! ak istemiyorum' diye bağırıyordu.
> >
> >
> >Hayal kırıklığı ve şaşkınlık içerisinde 'Neden?' diye sorabildim.
> >
> >
> >'Çünkü ben senin gibi okuyup, öğretmen olup, çocuklarımı evde yalnız
> >bırakıp işe gitmeyeceğim, Çalışmayacağım, Ben sadece anne olacağım.'
> > >
> >Kızım konuşmuyor, adeta beni tokatlıyordu. Başım dönüyor, gözüm kararıyor,
> >bu sözlerin gerçekten kızıma mı ait olduğunu anlamaya çalışıyordum. Evet
> >bu sözleri bana yedi yaşındaki kızım söylüyordu. 'İnsan şimdi bayılmaz da
> >ne zaman bayılır' di ye düşündüm. Sanki, birden, gözlerimin önünde bir
> >sinema perdesi açıldı ve acı bir film oynamaya başladı. Yozgat'ın Nohutlu
> >Tepesi'nde, o her çıkışımda hiç bitmeyeceğini düşündüğüm yokuşun başındaki
> >bir türlü ısıtamadığım evi hatırladım.
> >
>
> >12 Eylül sonrası, eşimin (birçok insana yapıld! ığı gibi) hiç anlayamadığım
> >bir tarzda ve sebepsizce tutuklanıp cezaevine götürülüşü. Aylarca tutuklu
> >olduğu halde mahkemenin bir türlü başlamayışı. Yıllarca süren ve benim,
> >eşimin neden tutuklandığını beraat ettikten sonra bile anlamadığım
> >mahkemeler. Bakamadığım için dokuz aylık oğlumu Samsun'a, anneme bırakmam.
> >Bakıcı ve anaokulu masraflarını karşılayamadığım için, iki yaşındaki
> >kızımı her gün çalıştığım liseye götürüşüm. Yavrumun öğretmenler odasında
> >koltuklarda uyuyuşu. Uykusunun en derin yerinde çalan teneffüs ziliyle
> >yavrumun fırlayıp koltuklara oturuşu. Sonra müdürün beni çağırıp, 'Bak
> >Emine Hanım, biliyorum zor durumdasın ama seni gören herkes çocuğunu okula
> >getirmeye başladı. Burası çocuk yuvası değil ki. Bir daha kızını okula
> >getirme' deyişi. O günden sonra iki buçuk yaşındaki kızımı o koskoca, o
> >sopsoğuk evde, yalnız başı! na bırakıp, dönene kadar kızımı koruması için
> >Allah'a yalvarışlarım. Acıkır ve susar diye etrafa bıraktığım su
> >bardakları ve yiyecekler. Her akşam eve döndüğümde yavrumu bir köşede
> >battaniyenin altında büzüşmüş buluşum.
> >
> >'Yavrum, iyi misin? Korktun mu?' diye sorunca, 'Korktum, ağladım, ağladım,
> >yoruldum, sustum, sonra yine ağladım' diyerek boynuma sarılışı. Bir film
> >şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Bir türlü filmin sonu
> >gelmiyordu.
>
> >
> >Nisan sonlarına doğru bir öğle paydosunda eve gelmiş ve zili çalmak
> >zorunda kalmıştım.
> >
> >
> >O sabah telaşla çıkarken anahtarı evde unutmuştum. Ama çok dert
> >etmemiştim. Nasılsa kızım evdeydi. Kapıyı açardı. Ama açmadı. Açmadığı
> >gibi sesinin bütün gücüyle 'Anne' diyerek ağlıyordu. 'Kızım, ben annenim,
> >aç kapıyı' dedikçe o 'Hayır sen ! annem değilsin. Sen kurtsun. Beni
> >yiyeceksin' diye feryat ediyordu. Ne söyledimse inandıramadım. Dinlediği
> >bir masaldan etkilenmişti besbelli. Yavrum, minik yavrum korkuyor ve
> >ağlıyordu. Yarım saat uğraşmış, ikna edememiştim.
> >> >Yapacağım tek şey vardı. Bir şekilde içeri girmek. Ama nasıl? Kapıyı
> >kıracak gücüm yoktu. Nohutlu Tepesi'nde çilingir ne gezerdi. İçerde yavrum
> >feryat figan ağlıyordu. Neden sonra alt kata inmeyi düşündüm. Kapıyı açan
> >komşuma bir yandan olayları anlatıyor, bir yandan balkona doğru
> >koşuyordum. Bir sandalye bulup balkona yerleştirdim ve üst kattaki evimin
> >balkonuna ulaştım. Ben, 153 santimlik ufak tefek kadın, bir sandalye
> >yardımıyla nasıl olup üç metrelik tırmanışı gerçekleştirerek, üçüncü
> >kattaki evimin balkonuna ulaştım. Hala anlamış değilim. Sanki görünmeyen
> >bir el beni yukarı çekti. Balkonun kapısı p! ek sağlam olmadığından, kilidi
> >kolayca açıp içeri koştum. Kızım kapının dibine oturmuş, başını
> >bacaklarının arasına sıkıştırmış ağlıyordu. Sarıldım, sarıldım,
> >sarıldım... Göz yaşlarım onunkiyle karıştı. Koynuma büzüldü. Sadece
> >'Annem, anneciğim, kurt beni yiyecekti' diyebiliyordu. O gün öğleden
> >sonraki ilk dersimi kaçırdım. Müdürün ikazına rağmen kızımı sınıfıma
> >götürdüm. Önce müdür muavini, sonra müdür tarafından azarlandım ama hiç
> >cevap vermedim. Sadece göz pınarlarımda iki damla yaş belirdi. Ve o yaşlar
> >müdürün birden susup özür dilemesine sebep oldu.
> > >
> >Evet bu acı film bitecek gibi değil. Kızımın sesiyle irkildim.
> > >
> >'Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu. Feryat etmiyor
> >sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan duyduğu
> >rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu yüzüm! e. Hayatımın hiçbir anında
> >böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi böylesine
> >hırpalamamıştı.
> > >
> >Kızımın kestane rengi saçlarını okşadım. Tokadımla kızaran yanağını öptüm.
> >Başını göğsüme bastırdım. Onun hafızasında yer eden bütün acıları silmek
> >istiyordum. En doğru, en eğitici sözleri bulmalıydım. Ama nasıl?.. Bu
> >allak bullak beyinle nasıl?
> >> >Öğlece ne kadar kaldık bilemiyorum. Bir ara konuşacak gücü bulabildim.
> >> >
> >'Kızım, her okuyan kadın çalışmak zorunda değildir. Sen iyi bir anne olmak
> >istiyorsun. Ben de iyi bir anne olmanı istiyorum. Ancak, okursan, bilgili
> >olursan, iyi bir anne olabilirsin. Çalışmak zorunda değilsin ki. Sen de
> >evde çocuklarına bakar, onlara okuma yazma öğretirsin' diye devam eden
> >birçok cümle sıraladım peş peşe. Kızım ikna olmuş görünüyordu. Ertesi! gün
> >okuldan geldiğinde onu masanın başında Cin Ali kitabını okurken buldum.
> >Kızım, okuyup yazmayı aylar önce öğrenmiş fakat ısrarla herkesten
> >saklamıştı.
> >
> > >
> >Öğretmeni şaşkındı. 'Nasıl olur da bir çocuk, bir günde bu kadar ilerleme
> >kaydedebilir?' diye soruyordu. Bu sorunun cevabı öyle uzun ve anlaşılması
> >öyle güçtü ki... O an susmak, en güzel cevaptı çünkü bu sorunun cevabını
> >ancak ben ve Nazlıhan anlayabilirdik.
> >
> >Şimdi kızım, Gazi Üniversitesi'nde işletme okuyor. Anadilini çok iyi
> >okuyup, yazdığı gibi iyi derecede İngilizce de biliyor. En önemlisi bir
> >kadının hangi şartlarda olursa olsun çalışması ve ekonomik özgürlüğünü
> >elde etmesi gerektiğine inanıyor. En güzeli de her fırsatta 'Canım annem
> >diye sarılıp yanaklarımdan öpüyor. Ben de onun, daha önce 'o utandığım
> >tokatla' ! kızart tığım yanağından öpmeye özen gösteriyorum.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!













Arkadaşlarım

ertugrultasci
kartopum
masal
onurhan1907
hayattan
E.YÜKSEL ÜSTÜNER
cicibisiiy
unutmabeni
clematis
tekeli
uzaklardan
buzprens
nesrin32
blogekle
nergizcankul
eyust
yildizim2
calinus
hobibloglari
nancy1
firdevs
woelfin Barış
bigblog
dingorevlileri
mavisevdalar
caycicegi
/


The Hunger Site









fiskos banner





OUR BEAUTIFUL HOUSE&GARDEN


Sitenize Eklemek için

woelfin by woelfin

online