27/3/2009 - Çocuğunuzun gözüyle bakmak....ÇOK DUYGULANDIRAN BİR YAZI
>Mart ayı gelmişti ama kızım hala okumaya geçmemişti. Ödevlerini yapmamak > >için bir sürü bahane buluyordu. Elimden geldiğince ilgileniyor, çalışma > >şevki kazanması için çabalıyordum. Ancak hiçbir gelişme yoktu. Adeta > >inatla okuma-yazma öğrenmemeye çalışıyor gibiydi. Öğretmenliğin > >kazandırdığı bütün deneyimlerimi kullanıyor, hiçbirinin işe yaramadığını > >gördükçe paniğim artıyordu. > >> >Kızımdan bir yaş küçük oğlum ve henüz yedi aylık bebeğim den çalabildiğim > >her dakikayı kızıma ayırıyor, ancak öğretmeniyle her konuştuğumda büyük > >bir düş kırıklığı ile eve dönüyordum. 'Kızım acaba geri zekalı mı' diye > >düşündüğüm oluyor, bu düşünceler yüzünden beynimin zonklamasını geçirmek > >için iki, üç tane ağrı kesici almak zorunda kalıyordum. > > > >O soğuk mart akşamında, sönmeye yüz tutmuş sobanın yanında, kızıma > >heceleri sök! türebilmek için uğraşırken, onun ilgisizliği kalan son sabrımı > >da tüketti. Ayların birikimiyle kızı mı omuzlarından tutup, silktim ve > >minicik yanağına hatırladıkça utandığım' bir tokat attım. Yanağı > >kıpkırmızı oldu. Şaşkın ama kızgın baktı. Ağlamamak için minik dudaklarını > >sürekli büküyor, bakışları kalbimin ötelerine doğru ok gibi ilerliyordu. > > > >> >Sessizliği bozan ben oldum. > > > > >'Neden? Nazlıhan neden? Niçin okumayı öğrenmek için gayret göstermiyorsun? > >Sen aptal değilsin. Neden kendine aptalmışsın gibi davranılmasına izin > >veriyorsun?' > > >Bir an durdu, sonra sesinin bütün yırtıcılığı ve kiniyle, 'Çünkü ben okumak > >istemiyorum' diye > >haykırdı. Kulaklarıma inanamıyordum. Yüksek tahsil yapıp, iyi bir geleceği > >olacağını düşledim biricik kızım, benim, ben öğretmen Emine Özgenç'in kızı > >'Okum! ak istemiyorum' diye bağırıyordu. > > > > > >Hayal kırıklığı ve şaşkınlık içerisinde 'Neden?' diye sorabildim. > > > > > >'Çünkü ben senin gibi okuyup, öğretmen olup, çocuklarımı evde yalnız > >bırakıp işe gitmeyeceğim, Çalışmayacağım, Ben sadece anne olacağım.' > > > > >Kızım konuşmuyor, adeta beni tokatlıyordu. Başım dönüyor, gözüm kararıyor, > >bu sözlerin gerçekten kızıma mı ait olduğunu anlamaya çalışıyordum. Evet > >bu sözleri bana yedi yaşındaki kızım söylüyordu. 'İnsan şimdi bayılmaz da > >ne zaman bayılır' di ye düşündüm. Sanki, birden, gözlerimin önünde bir > >sinema perdesi açıldı ve acı bir film oynamaya başladı. Yozgat'ın Nohutlu > >Tepesi'nde, o her çıkışımda hiç bitmeyeceğini düşündüğüm yokuşun başındaki > >bir türlü ısıtamadığım evi hatırladım. > > > > >12 Eylül sonrası, eşimin (birçok insana yapıld! ığı gibi) hiç anlayamadığım > >bir tarzda ve sebepsizce tutuklanıp cezaevine götürülüşü. Aylarca tutuklu > >olduğu halde mahkemenin bir türlü başlamayışı. Yıllarca süren ve benim, > >eşimin neden tutuklandığını beraat ettikten sonra bile anlamadığım > >mahkemeler. Bakamadığım için dokuz aylık oğlumu Samsun'a, anneme bırakmam. > >Bakıcı ve anaokulu masraflarını karşılayamadığım için, iki yaşındaki > >kızımı her gün çalıştığım liseye götürüşüm. Yavrumun öğretmenler odasında > >koltuklarda uyuyuşu. Uykusunun en derin yerinde çalan teneffüs ziliyle > >yavrumun fırlayıp koltuklara oturuşu. Sonra müdürün beni çağırıp, 'Bak > >Emine Hanım, biliyorum zor durumdasın ama seni gören herkes çocuğunu okula > >getirmeye başladı. Burası çocuk yuvası değil ki. Bir daha kızını okula > >getirme' deyişi. O günden sonra iki buçuk yaşındaki kızımı o koskoca, o > >sopsoğuk evde, yalnız başı! na bırakıp, dönene kadar kızımı koruması için > >Allah'a yalvarışlarım. Acıkır ve susar diye etrafa bıraktığım su > >bardakları ve yiyecekler. Her akşam eve döndüğümde yavrumu bir köşede > >battaniyenin altında büzüşmüş buluşum. > > > >'Yavrum, iyi misin? Korktun mu?' diye sorunca, 'Korktum, ağladım, ağladım, > >yoruldum, sustum, sonra yine ağladım' diyerek boynuma sarılışı. Bir film > >şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Bir türlü filmin sonu > >gelmiyordu. > > > > >Nisan sonlarına doğru bir öğle paydosunda eve gelmiş ve zili çalmak > >zorunda kalmıştım. > > > > > >O sabah telaşla çıkarken anahtarı evde unutmuştum. Ama çok dert > >etmemiştim. Nasılsa kızım evdeydi. Kapıyı açardı. Ama açmadı. Açmadığı > >gibi sesinin bütün gücüyle 'Anne' diyerek ağlıyordu. 'Kızım, ben annenim, > >aç kapıyı' dedikçe o 'Hayır sen ! annem değilsin. Sen kurtsun. Beni > >yiyeceksin' diye feryat ediyordu. Ne söyledimse inandıramadım. Dinlediği > >bir masaldan etkilenmişti besbelli. Yavrum, minik yavrum korkuyor ve > >ağlıyordu. Yarım saat uğraşmış, ikna edememiştim. > >> >Yapacağım tek şey vardı. Bir şekilde içeri girmek. Ama nasıl? Kapıyı > >kıracak gücüm yoktu. Nohutlu Tepesi'nde çilingir ne gezerdi. İçerde yavrum > >feryat figan ağlıyordu. Neden sonra alt kata inmeyi düşündüm. Kapıyı açan > >komşuma bir yandan olayları anlatıyor, bir yandan balkona doğru > >koşuyordum. Bir sandalye bulup balkona yerleştirdim ve üst kattaki evimin > >balkonuna ulaştım. Ben, 153 santimlik ufak tefek kadın, bir sandalye > >yardımıyla nasıl olup üç metrelik tırmanışı gerçekleştirerek, üçüncü > >kattaki evimin balkonuna ulaştım. Hala anlamış değilim. Sanki görünmeyen > >bir el beni yukarı çekti. Balkonun kapısı p! ek sağlam olmadığından, kilidi > >kolayca açıp içeri koştum. Kızım kapının dibine oturmuş, başını > >bacaklarının arasına sıkıştırmış ağlıyordu. Sarıldım, sarıldım, > >sarıldım... Göz yaşlarım onunkiyle karıştı. Koynuma büzüldü. Sadece > >'Annem, anneciğim, kurt beni yiyecekti' diyebiliyordu. O gün öğleden > >sonraki ilk dersimi kaçırdım. Müdürün ikazına rağmen kızımı sınıfıma > >götürdüm. Önce müdür muavini, sonra müdür tarafından azarlandım ama hiç > >cevap vermedim. Sadece göz pınarlarımda iki damla yaş belirdi. Ve o yaşlar > >müdürün birden susup özür dilemesine sebep oldu. > > > > >Evet bu acı film bitecek gibi değil. Kızımın sesiyle irkildim. > > > > >'Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu. Feryat etmiyor > >sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan duyduğu > >rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu yüzüm! e. Hayatımın hiçbir anında > >böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi böylesine > >hırpalamamıştı. > > > > >Kızımın kestane rengi saçlarını okşadım. Tokadımla kızaran yanağını öptüm. > >Başını göğsüme bastırdım. Onun hafızasında yer eden bütün acıları silmek > >istiyordum. En doğru, en eğitici sözleri bulmalıydım. Ama nasıl?.. Bu > >allak bullak beyinle nasıl? > >> >Öğlece ne kadar kaldık bilemiyorum. Bir ara konuşacak gücü bulabildim. > >> > > >'Kızım, her okuyan kadın çalışmak zorunda değildir. Sen iyi bir anne olmak > >istiyorsun. Ben de iyi bir anne olmanı istiyorum. Ancak, okursan, bilgili > >olursan, iyi bir anne olabilirsin. Çalışmak zorunda değilsin ki. Sen de > >evde çocuklarına bakar, onlara okuma yazma öğretirsin' diye devam eden > >birçok cümle sıraladım peş peşe. Kızım ikna olmuş görünüyordu. Ertesi! gün > >okuldan geldiğinde onu masanın başında Cin Ali kitabını okurken buldum. > >Kızım, okuyup yazmayı aylar önce öğrenmiş fakat ısrarla herkesten > >saklamıştı. > > > > > > >Öğretmeni şaşkındı. 'Nasıl olur da bir çocuk, bir günde bu kadar ilerleme > >kaydedebilir?' diye soruyordu. Bu sorunun cevabı öyle uzun ve anlaşılması > >öyle güçtü ki... O an susmak, en güzel cevaptı çünkü bu sorunun cevabını > >ancak ben ve Nazlıhan anlayabilirdik. > > > >Şimdi kızım, Gazi Üniversitesi'nde işletme okuyor. Anadilini çok iyi > >okuyup, yazdığı gibi iyi derecede İngilizce de biliyor. En önemlisi bir > >kadının hangi şartlarda olursa olsun çalışması ve ekonomik özgürlüğünü > >elde etmesi gerektiğine inanıyor. En güzeli de her fırsatta 'Canım annem > >diye sarılıp yanaklarımdan öpüyor. Ben de onun, daha önce 'o utandığım > >tokatla' ! kızart tığım yanağından öpmeye özen gösteriyorum.
|