"woelfin" İçinde Aramak İstediğiniz Konunun Anahtar Kelimesini Giriniz

 
woelfin by woelfin



} td { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 9pt; line-height: 1.7; color: #333333; } td.title { border-bottom: 1px solid #DEDEDE; } td.leftside { padding: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; } td.rightside { padding: 10px; border-left: 1px solid #DEDEDE; line-height: normal; } div.avatar { float: left; margin: 5px; margin-left: 0px; margin-bottom: 0px; } h2 { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 20pt; color: #444444; margin-bottom: 12px; } h3 { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 14pt; color: #444444; margin-bottom: 2px; } font.gray { color: #AAAAAA; } div.author { margin-top: 3px; margin-bottom: 6px; } a:link { color: #000066; } a:visited { color: #000066; } a:hover { color: #000066; }

woelfin by woelfin

27/3/2009 - Bir Öğrencimin Bana Öğrettikleri

Kategori: Kissadanhisse
> Yazan: Doğan Cüceloğlu
>
> Kaliforniya'da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde öğretim
> üyesi olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi alan bir
> kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı.
Bu genç bayanın şu
> özelliklerinin farkına varmıştım:
Her şeyden önce çok güzel bir kızdı;
> gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu.
İkinci olarak çok iyi bir
> öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu.
> Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı.
Bölümün bir
> pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk
> aklımdan geçen, 'Armudun iyisini ayılar yer' düşüncesi oldu.
Yukarıda
> özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi
> yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar
> toplu, çirkin, kısa boylu biriydi.
>
> Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm.
Daha sonra
> öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin
> psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam
> ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak
> istiyor.
>
> Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu?
Bir hafta sonra ders
> çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım
> öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:
>
> 'Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?
>
> 'Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini '< BR>>
> 'Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?
>
> Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu.
Amerikan
> kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul
> edildiğinden pek sorulmaz.
 Amerikan kültürüne göre ben o anda
> Sally'nin mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.'
>
> Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, 'O şahane bir
> insan; o benim kahramanım!
Ben ondan çok şeyler öğrendim' dedi.
>
> O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu.
 Güzel bir kadının
> erkeğine, 'Sen benim kahramanımsın' duygusu içinde bakmasının erkeğe
> verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım.
Bu hediyeyi,
> hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kişiyi kıskandım.
>
> 'Nasıl yani?' dedim.
>
> 'Frank bir yetimhanede büyümüş.
Yetim olmanın ne demek olduğunu
> bildiği için, üniversite öğrencisi ol unca, yetimhaneden iki çocuğa
> ağabeylik yapma kararı almış.
Haftada on saatini onlara ayırıyor;
> onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor.
> Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor.
Biri ameliyat oldu,
> hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede kalıyor, geceleri
> ona bakıyor.'
>
> Yüzüme tokat yemiş gibi oldum.
 Utandım.
Kendime kızdım.
 Ben güya en
> yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış
> görünüşe göre yargılıyor ve onu 'ayı' olarak görüyordum.
İçimdeki
> pislikten utandım.
Bir süre sonra Sally'nin içinde yetiştiği aile
> ortamını merak etmeye başladım.
Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama
> baktığım zaman ben neden, 'Armudun iyisini ayılar yer' diye düşündüm?
> Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık sık bu benzetmeyi duyarak
> büyümüştüm.
İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl etkilemişse, Sally'nin
> içinde yet iştiği ortam da onu öyle etkilemiş olmalıydı.
>
> Birkaç hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturduğunu sordum.
Los
> Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış.
> Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup olamayacağını
> sordum.
 'Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak
> isteyeceklerdir,' dedi ve iki gün sonra, 'Ailemle konuştum; sizinle
> tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,' dedi.
 Dört-beş hafta sonra
> San Francisco'ya gidecektim, Sally'nin ailesinin yaşadığı kasaba
> yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra
> yoluma devam edebilirdim.
>
> Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally, 'O gün ben de aileme
> gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz,' dedi.
Ailesine haber
> verdi.
 Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler.
 Long
> Beach'ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında
> Sally'nin ağabeyi Brian'ın evine vardık.
Sally'nin babası George orada
> buluşmamızı uygun görmüş.
Çok güleryüzlü bir aileydi.
 Brian'ın, en
> ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı.
>
> Ziyaret ettiğim bu güleryüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten
> dikkatimi çekti.
 Bunlardan ilki, Sally'nin babası George'un
> torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi.
 Bunu o kadar
> doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış
> olduğu belliydi.
Sally'ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi
> konuştuğunu sordum.
'Evet' yanıtını alınca, kendisi çocukken de
> babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum.
 'Evet,
> biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur; ben
> de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım.
Biz böyle biliyoruz', dedi.
> Tüylerim diken diken oldu.
Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan
> psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz
> hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum.
Kendime kızdım; sonra
> kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım.
 Sonra
> onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür
> ortamına kızdım.
Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki
> öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim.
Torunlarının önünde diz
> çökerek konuşan dede George'a 'Beyefendi, çocukların göz hizasına
> inerek konuşuyorsunuz!' dedim.
Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek,
> 'Tabii, onlar küçük insanlar!' yanıtını verdi.
 Öyle bir bakışı vardı
> ki, bu bakış sanki 'Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes
> yapıyordur; sen yapmıyor musun?' diyordu.
>
> O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.
>
> Bu güleryüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally'nin
> ağabeyi Brian'ın davranışı oldu.
Brian, Pasi fik ülkeleriyle ticaret
> yapan, oldukça varlıklı biriydi.
Evlerinin büyüklüğünden, yüzme
> havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği
> belli oluyordu.
Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon
> çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu.
Ofisten arıyorlarmış,
> Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta imiş, kendisiyle görüşmek için
> helikopterle saat 14'te gelmek istiyormuş.
 Başka bir randevusu
> olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle
> açıkladı: 'Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat başbaşa
> geçiririm.
Bugün dört yaşındaki kızım Mary'le randevum var.
Çocuklar
> çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler
> ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş.
>
> Brian'ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik
> verdiği belli oluyordu.
 Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar
> önemliydi.
 Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu,
> bir 'keşke' olmayacak.
>
> Sally'e sordum: 'Baban seninle randevulaşır mıydı?'
>
> 'Evet', dedi, 'yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla başbaşa
> zaman geçirirdi.
Ve ilave etti, 'Biz böyle gördük, böyle biliyoruz.
> Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!'.
 Gülümseyerek, 'Nereden
> biliyorsun?' diye sordum.
>
> 'Biz Frank'le konuştuk' diye cevap verdi.
Yine içim cız etti. Daha
> doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.
>
> Kendi çocuklarıma içim yandı.
Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın
> karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı,
> kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm.
 Biraz daha düşününce
> kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim
> yandı.
 Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna i çim yandı.
Ve son durak
> olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.
>
> Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, 'bundan sonra ne yapabilirimle
> ilgili düşünmeye karar verdim.
İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar,
> verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, 'Ne
> yapabilirim?' sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir.
 Sally'nin
> içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun
> davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum.
Sally, içinde
> yetiştiği ailede, varoluşun beş boyutunu da doya doya yaşayabilmişti.
> Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, 'Sen
> varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye
> layıksın', mesajı alır ve çocuğun CAN 'ı beslenir.
>
> Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, 'Seninle zaman geçirmek
> istiyorum, seni özledim', mesajını güçlü olarak verir.
Çocuk bu mesajı
> zih insel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel
> mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, 'Ben sevilmeye layık biriyim!' diye
> yoğrulur.
>
> Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, varoluşun beş
> boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN 'dır.
>
>
> Doğan Cüceloğlu

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!













Arkadaşlarım

ertugrultasci
kartopum
masal
onurhan1907
hayattan
E.YÜKSEL ÜSTÜNER
cicibisiiy
unutmabeni
clematis
tekeli
uzaklardan
buzprens
nesrin32
blogekle
nergizcankul
eyust
yildizim2
calinus
hobibloglari
nancy1
firdevs
woelfin Barış
bigblog
dingorevlileri
mavisevdalar
caycicegi
/


The Hunger Site









fiskos banner





OUR BEAUTIFUL HOUSE&GARDEN


Sitenize Eklemek için

woelfin by woelfin

online