Üç Hikaye, üç ders. Müthiş...
Üç Hikaye, üç ders. Müthiş...
1 Ders 1. Adamın biri tam duşa girmek üzeredir ve karısı da duşunu almış olarak kabinden çıkmaktadır ki, kapının zili çalar. Kapıya kimin bakacağı konusunda ufak bir tartışma sonrasında kadın pes eder. Üzerine bir havlu alarak merdivenleri aşağı iner ve kapıyı açar. Gelen eşinin arkadaşı x'tir.
Kadın daha selam veremeden x "havlunuzu üzerinizden yere düşürürseniz size anında 300 Euro veririm" der.
Kadın bir müddet tereddüt eder, ancak havlunun düğümünü açarak havlunun düşmesini sağlar. X ona bakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder: "Antrede doğabilecek ufak bir tensel yakınlık için size 500 Euro daha verebilirim, hem de derhal" der.
Önce şaşkın, fakat daha sonra adrenalinin verdiği heyecan ve alacağı para ile yapabileceklerinin anlık hayaliyle kısa bir duraksamadan sonra kabul eder.
Yaşamış olduğu olayın ve kısacık bir süre içerisinde edinmiş olduğu ufak servetin heyecanıyla merdivenleri yukarı çıkarak banyoya geri döner.
Hala duşta olan eşi ona kimin geldiğini sorar. "Arkadaşın x" diye cevap verir kadın.
"Çok iyi, ona borç verdiğim 800 Euro'yu getireceğini söylemişti, onu getirdi o zaman."
1. hikayeden çıkartılacak ders :
Eğer bir ekipte çalışıyorsanız bilgiyi saklamayın, paylaşın. Karar mekanizmasında belirleyici olabilir. Böylece yanlış anlaşılmaların ve dışarıya karşı kötü duruma düşmenin önüne geçebilirsiniz.
Hikaye 2 Ders 2 :
Aracının direksiyonuna geçip kiliseye gitmek üzere yola koyulan rahip yolda yürümekte olan bir rahibeye rastlar. Aracını durdurur ve kiliseye kadar onunla gelmek isteyip istemediğini sorar. Kadın arabaya biner ve bacak bacak üstüne attığında bacaklarının güzelliği ortaya çıkar.
Rahibin gözü kayar ve bakayım derken kısa bir süre için aracın kontrolünü kaybeder. Aracı tekrar kontrol altına aldıktan sonra sağ elini rahibenin bacağı üstüne koyar. Rahibe ona bakar ve şöyle der : "Rahip, 129. ayeti hatırlıyor musunuz ?" Utançtan kıpkırmızı olan rahip derhal elini çekerek rahibeye özürlerini sıralar. Bir müddet sonra aklı tekrar karışır ve rahibenin bacağına tekrar dokunur vites değiştirme bahanesiyle ve rahibe aynı soru ile karşılık verir : "Rahip, 129. ayeti hatırlıyor musunuz ?"
Utancından yine kızaran rahip elini çeker ve "af edersin kardeşim, insanoğlu zayıf düşebiliyor" der.
Kiliseye vardıklarında rahibe arabadan iner ve tek kelime söylemeksizin, ancak çok manalı bir bakış fırlatarak kaybolur. Rahip aceleyle içeriye koşturur ve bir İncil alarak 129. ayeti açar okumak için
129. ayet şöyle demektedir : İleriye gidiniz, daha yukarlarda arayınız. Orada güzellikler bulacaksınız.
2. hikayeden çıkartılacak ders : Görev alanınızla ilgili her zaman bilgili olun, aksi taktirde fırsatları kaçırabilirsiniz.
Hikaye 3 Ders 3.
Pazarlamacı, şef sekreter ve personel müdürü bir öğlen paydosunda lokantaya doğru yürümektedirler. Parktaki banklardan birinin üzerinde sihirli bir lamba bulurlar. Lambayı ovarlar ve gerçekten de lambadan cin çıkar.
"Aslında kişiye 3 dilek hakkı veriyorum ama sizler üç kişi olduğunuz için hepinizin birer dileğini gerçek yapacağım" der cin.
Şef sekreter arsızca atılarak "önce ben" diyerek sıranın önüne yerleşir.
"Bahamalarda, muhteşem bir sahilde tatil yapmak istiyorum. Tatilim hiç bitmesin ve hiçbir dert hayatıma girmesin" diye dileğini ifade eder. Ve hoop, ortadan kaybolur.
Şimdi de pazarlamacı atılır ve "şimdi sıra bende" der.
"Hayallerimdeki kadınla Tahiti sahillerinde Pina Colada içmek istiyorum" der ve hoop, o da ortadan kaybolur.
"Şimdi sıra sende" der cin Personel Müdürüne. "bu iki salağı öğleden sonra işlerinin başında görmek istiyorum" der personel müdürü.
3. hikayeden çıkartılacak ders : Üstünüz olan birinin her zaman için önce konuşmasına izin verin
|
|
27/3/2009
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
EVLİLER OKUMALI... EVLİ OLMAYANLAR DA...
EVLİLER OKUMALI... EVLİ OLMAYANLAR DA...
Can Dündar'dan...
Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni zamanda da... Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belkide kuruma inanmamaktan geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde yasamamaktan... Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi...
Olmaz, yürümez diyor toplum... Erkek yasça büyük olmalı ki, kadına 'hot' dediğinde oturmalı kadın... Yâda yumuşatıyorlar;
-Efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı...
Eğitimde de böyle... Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı...
EŞİM BENDEN 2 YAS BÜYÜK; ne 'hot' dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü...
Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti,
-'Ooo Can bey kapmışınız çıtırı' esprilerine muhatap dahi oldum.
EŞİM 3 ÜNİVERSİTE BİTİRDİ; ben bi taneyi 9 senede bitirdim..
Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım... Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil Cibran...
Bunu unutmadık biz.
Ben konuşurken o dinledi, ben dinlerken o konuştu 17 sene.
O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o 'haklisin bitanem...' dedik,
Öfke bitip fırtına durulduğunda 'ama bi de böyle düşün' de dedik fikrimizi savunurken.
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, ayni amaç için savaşan neferlerdik bu hayatta...
Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..
Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama...
Sevginin en büyük dostuydu bizim için 'güven'... Ve güvenin ardına saklanmış bir 'saygı' vardı daima...
Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede...
Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık...
Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bi gece, misafir odasında...
Gece yarısı kapı açıldı esim;
-'Ne yapıyorsun burada?' diye sordu kapının eşiğinden, 'uyuyorum' dedim buz gibi bi sesle... Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla... 'kay yana' dedi daracık yatakta. 'ne yapıyorsun?' dediğimde 'benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim' dedi...
Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek...
Ve bence doğrusu da bu...
Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç.
Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize...
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu b elki de 41 inci çift olacaktık o listede...
Ama oyunun kurallarını biz koyduk... Nede olsa bizim oyunumuzdu oynanan...
Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence...
Topluma kulaklarını tıkayarak hem de... Ne benim, ne de bizim sözlerimizle...
Sadece gönlünüzden geçtiğince...
Dediği gibi Ataol Behramoğlu'nun;
'...Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana...
CAN DÜNDAR
Hayat kısa gelen bir battaniye gibidir. Yukarı çekersin ayak parmakların isyan eder. Aşağı çekersin omuzların titrer. Ama yine de, neşeli insanlar dizlerini karınlarına çeker, rahat bir uyku uyumayı başarır...
|
Diğer Windows Live™ özelliklerine göz atın. Sadece e-posta iletilerinden daha fazlası Windows Live™ Photos ile fotoğraflarınızı kolayca paylaşımı. Sürükle bırak
|
27/3/2009
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Bayat Ekmeği Değerlendir
1. Ekmek kavurması Bayat ekmek lokmalar halinde doğranır. Tencerede kızartılmış yağ ile kavrulur. Ekmekler kavrulurken, 1 çay bardağı soğuk su, üzerine serpilir. İyice karıştırıldıktan sonra tencerenin kapağı kapatılıp 5 dakika pişirilir.
2. Papara Bayat ekmekler, çukur bir kaba kuşbaşı doğranır. Halka halka doğranmış soğan, tereyağı veya zeytinyağında kavrulur. Ardından tuz ve su eklenip kaynatılır. Üzerine tulum peyniri dökülür. Bir süre ılımaya bırakıldıktan sonra çukur kaptaki ekmeklerin üzerine dökülür.
3. Tirit Bayat ekmek dilimleri bir kaba yerleştirilir. Kıyılmış soğan tuz ile öldürülüp ekmek dilimleri üzerine döşenir. Sonra üzerine haşlanmış kemikli etin suyu bolca dökülür. Dileyen, kıyılı maydanoz veya sumak serpebilir.
4. Ekmek süpürgesi (Ankara dolaylarından bir tirit çeşidi) Bayat ekmek dilimlenip bir tepsiye yerleştirilir. Bir tencerede su kaynatılıp ekmek dilimlerinin üzerinde gezdirilir. Ardından sarımsaklı yoğurt dökülür. Son olarak da, bir tavada yağ ile kavrulan salça ve kırmızı pul biber karışımı gezdirilir.
5. Ekmek oğması Bayat ekmeklerin içi -istenirse, kabuğu ile birlikte- ufalanır; bir kapta eritilen tereyağına dökülerek kavrulur. Sonra üzerine bir yumurta kırılıp ekmek ufakları ile alt üst edilir. Ardından 1 bardak süt dökülüp yeniden karıştırılır. Çok hafif ateşte süt çekilinceye kadar bekletilir. Süt çekilince ateşten alınır; üzerine bir bez konularak demlendirilir. Ilınınca yenilir.
6. Yalancı paça Küçük küpler şeklinde doğranan soğan, tencerede, 1 yemek kaşığı tereyağı ile kavrularak pembeleştirilir. Üzerine salça ilâve edilerek eritilir. Dövülmüş 2 diş sarımsak, 1 limonun suyu, tuz, kırmızı toz biber ve et suyu katılır.Bayat ekmek küp şeklinde doğranarak tereyağında kavrulur. Kıtırlaşınca, çorba kâsesine doldurulan çorbanın üzerine dökülür.
7. Kalacuş Bayat ekmek, küpler halinde kesilerek derin bir kaba konur. Kıyılmış soğan, tavada kızdırılmış margarin ile pembeleşinceye kadar kavrulur. Çalkanarak ayran kıvamına getirilen yoğurt ve su, yağ ve soğanın bulunduğu tavaya eklenir. Birkaç dakika kaynatıldıktan sonra, oluşan karışım derin kapta bulunan doğranmış bayat ekmeklerin üzerine dökülür. Kabın kapağı kapatılır. Bir süre ateşin üzerinde tutulduktan sonra hemen sofraya getirilir.
8. Ekmekli omlet 4 dilim bayat ekmek küp şeklinde kesilip tereyağında kızartılır. 8 yumurta, 2.5 su bardağı süt, tuz ve muskat karıştırılıp, iyice çırpılır. Hazırlanan karışımdan 4 ayrı omlet pişirilir. Üzerine küp şeklinde doğranmış kızarmış ekmek ve küp şeklinde doğranmış domatesler koyulup ikiye katlanır.
9. Ekmek karıştırması Bayat ekmek lokmalar halinde doğranır. 3 yemek kaşığı margarin bir tencerede eritilir. Erimiş tereyağına kaşık ucu ile salça koyulur. Üzerine 3-4 yumurta kırılır; karıştırılarak pişirilir. Ardından karabiber serpilir. Doğranmış ekmekler ve maydanoz da eklenip kısık ateşte biraz karıştırılır. Tencerenin kapağı kapatılıp 6-7 dakika ekmekler yumuşatılır. Ekmek karıştırması, cacık veya salata ile yenilebilir.
10. Yumurtalı ekmek aşı Bayat ekmek dilimleri küp şeklinde doğranıp fırında kıtırlaştırılır. Piyaz doğranmış soğan, bir tavada yarım çay bardağı sıvı yağ ile pembeleştirilir. 1 çorba kaşığı salça ve 1 çay bardağı su eklenip birkaç dakika kaynatılır. Doğranmış ekmekler, soğanlar ile karıştırılıp tavanın kenarlarına çekilir. Tavanın ortasına 2 yumurta kırılır. Üzerine tuz ve karabiber ekilir. Tavanın kapağı kapatılarak, yumurtaların pişmesi beklenir. 4 diş sarımsak dövülüp yoğurda katılır. Sarımsaklı yoğurt servis tabağına alınır. Üzerine, tavadaki pişmiş olan yumurtalı ekmek aşı, bozulmadan çıkarılır. 1 çorba kaşığı erimiş margarinde yeterli miktarda kırmızı pul biber hafifçe yakılır. Biberli yağ, yemeğin üzerine gezdirilir.
11. Ekmekli ezme 2 dilim bayat ekmeğin kabukları kesilip atılır. Dilimler çukur bir tabağa koyulup üzerine soğuk su dökülür. 5 dakika sonra sudan çıkarılır; suyu süzülerek ufalanır. Ufalanmış ekmekler, 3 yemek kaşığı dövülmüş ceviz içi ve 2 diş dövülmüş sarımsak, 2'şer yemek kaşığı zeytinyağı, yoğurt, limon suyu ve 1'er çay kaşığı domates ve biber salçası iyice karıştırılır. Elde edilen karışım servis tabağına koyulur. Üzerine pul biber ekilir. Birkaç yarım ceviz ve maydanoz ile süslenir. Not: Ceviz terine badem veya fındık da kullanılabilir.
12. Bayat ekmek köftesi Bayat ekmek ıslatılır; el ile sıkılarak suyu süzüldükten sonra bir kaba alınır. 100 gr. kıyma, 1 baş soğan rendesi, kimyon, köfte baharı, tuz ile yoğrulup köfte şeklinde parçalara ayrılır. Köfteler kızgın yağda kızartılıp emici bir kâğıt üzerine çıkarılır. Çay yanında yenilebilir.
13. Peynirli bayat ekmek köftesi 1 adet bayat ekmek, üzerine su serpilerek nemlendirildikten sonra ufalanır. İçine yarım kalıp sert beyaz peynir rendelenir; 1 demet maydanoz doğranır; 2 yumurta kırılır; 1 adet orta boy soğan rendelenir; tuz, köfte baharı ve pul biber katılır. Bu karışım yoğrularak köfte şeklinde parçalara ayrılır. Köfteler önce una, sonra çırpılmış yumurtaya, daha sonra galeta ununa bulanıp kızgın yağda kızartılır. Üzerlerine kürdan batırılarak servise çıkarılır.
14. Bayat ekmek pizzası Bayat ekmekler dilimlenip küp küp kesilir. Margarin ile yağlanmış ve un serpiştirilmiş fırın tepsisine yayılır. 4 yumurta çırpılır; içine 2 su bardağı süt, 1 paket kabartma tozu, yarım çay bardağı sıvı yağ katılır. Karışım tekrar çırpılıp ekmeklerin üzerine dökülür. Bayat ekmek pizzası bu durumda buzdolabında bir gün bekletilebileceği gibi hemen de pişirilebilir. Fırına verilmeden önce, üzerine dilimlenmiş sucuk, salam veya sosis yerleştirilir. Domates, biber dilimleri de yerleştirilebilir. Bunların üzerine de kaşar rendesi serpiştirilir.
15. Dilim pizzası Bayat ekmek dilimlerine tereyağı sürülür. Yumurta, beyaz peynir veya çökelek, maydanoz ve pul biber karıştırılıp ekmek dilimlerinin üzerine bolca sürülür. Bu karışıma küçük doğranmış domates ve sivri biber de eklenebilir. Dilimler, peynir pembeleşinceye kadar fırında kızartılır.
16. Ketçaplı dilim pizzası Bayat ekmek dilimleri, yağlanmış tepsiye dizilir. 1 çorba kaşığı salça, 1 çorba kaşığı ketçap, 2 yumurta, 1 tatlı kaşığı kekik ve 1 çay bardağı sıvı yağ çırpılır. En son ezilmiş beyaz peynir katılır. Karışım, ekmek dilimlerinin üzerine sürülür. Dilimler, orta ısılı fırında, pembeleşene kadar kızartılıp, sıcak sıcak servise çıkarılır.
17. Dilim kayganası 2-3 yumurta çırpılıp 1 kahve fincanı süt veya su ile karıştırılır. Bayat ekmek dilimleri arkalı önlü bu karışıma bulanıp kızgın sıvı yağda kızartılır.
18. Sarımsaklı ekmek (Tiyriti) Bayat ekmek dilimleri fırında kıtırlaştırılır. 2-3 diş sarımsak dövülüp tereyağında 1-2 çevrilir. Bolca toz kırmızı biber, bir fiske tuz ve 1 kahve fincanı su eklenip hemen ateşten alınır. Ekmek dilimleri üzerinde gezdirilir.
19. Bayat ekmek kanepesi Bir kabın içinde 1 çorba kaşığı salça, yarım çay bardağı sıvı yağ, 1 tatlı kaşığı kekik, yarım çay bardağı süt, 200 gr. ezilmiş beyaz peynir, 2 yumurta iyice karıştırılır. Bu karışım, kanepe şeklinde ve ince bayat ekmek dilimlerine sürülür. Dilimler, fırın tepsisine dizilir; hafif pembeleşinceye kadar kızartılır. Kızartılmış dilimlerin üzerine 1'er ince dilim domates; bunun üzerine de 2 ince dilim sosis yerleştirilir. Kanepeler, kürdanlı olarak servis tabağına alıp, soğutmadan, kıvırcık marul yaprakları eşliğinde servise çıkarılır.
20. Tutmaç 3 su bardağı toz şeker, aynı miktarda su ve yarım limon suyu karıştırılıp kaynatılır. Elde edilen şurup soğumaya bırakılır. Bayat ekmek küp küp doğranır.Zeytinyağı, tavada yakılmadan kızdırılır. Doğranmış ekmekler, çırpılmış yumurtaya bulanarak, kızgın yağda peyderpey kızartılır. Kızaran ekmekler şuruba atılır. Bir yandan kızartma işlemi sürdürülürken, öte yandan şurubu çeken ekmekler servis tabağına çıkartılır. Kızartma işlemi bitince, servis tabağına çıkarılmış ekmekler üzerine tarçın, susam, badem, ceviz, fındık, gül suyu serpilir. Hafifçe karıştırılır. İstenirse kalan şurup da ekmeklerin üzerine gezdirilir.
Tatlılar 21. Bayat ekmek tatlısı Bayat ekmekler ince ince dilimlenip fırında kıtırlaştırılır. 1 ekmek için 2 su bardağı toz şeker ile 2 su bardağı su kaynatılır. ¼ limonun suyu eklenir. Elde edilen şerbet, soğutulduktan sonra ekmek dilimlerinin üzerinde gezdirilir. Mevsim meyveleri ekmek dilimlerinin üzerine dizilir. Not: Reçeli sulandırıp kıtırlaştırılan bayat ekmek dilimlerinin üzerinde gezdirmek sureti ile de tatlı yapılabilir. Bunu krem şanti ile süslemek de mümkündür.
22. Sütlü bayat ekmek tatlısı 1.5 bayat ekmeğin içi derin bir kaba ufalanır. Üzerine 1.5 su bardağı süt gezdirip karıştırılır. Yarım saat bekletildikten sonra ekmek içleri el ile sıkılıp süt süzülür. Buna eritilmiş 3 çorba kaşığı margarin, 3 yumurta ve 1 çorba kaşığı toz şeker eklenip karıştırılır. Yüksek kenarlı bir tepsi yağlanır. Hazırlanan karışım tepsiye 1.5 cm kalınlığında olacak şekilde dökülür. 180 derecede ısıtılmış fırında 40 dakika pişirilir. Şişip kabaracak olursa, bıçak ile birkaç yerinden delinir. Tatlı fırında pişerken, bir tencerede 1 su bardağı toz şeker, aynı miktarda su ve 1 tatlı kaşığı limon suyu kaynatılır. Fırından çıkarılan tepsi üzerine gezdirilerek dökülür. Tatlı soğuyunca baklava şeklinde dilimlenir. Hindistancevizi veya iri kıyılmış ceviz ile süslenerek servise çıkarılır.
23. Ekmek helvası Bir tencerede 3 su bardağı dolduracak kadar ufalanmış ekmek içi, yarım su bardağı erimiş margarin veya tereyağında sürekli karıştırılarak, hafif bir esmerlik alana kadar kavrulur. Ayrı bir tencerede 1 su bardağı toz şeker ve 1.5 su bardağı süt kaynatılıp ılıtılır. Vanilya eklenir. Ilık süt şerbeti, ekmekli malzemeye katılır. Tencere kapağı kapalı olarak 15 dakika beklenir. Tane tane olan helva, servis tabağına alınıp çekilmiş antep fıstığı ile süslenir.
24. Vişneli ekmek tatlısı Bayat ekmekten 2 cm. kalınlığında dilimler kesilir. Kabuklar düzgünce kesilerek çıkarılır. Daha sonra dilimler ortadan kesilerek iki parçaya ayrılır; fırın tepsisine dizilir. Orta ısıda hafif pembeleşinceye kadar kızartılır. 1 kg. toz şeker, 5 su bardağı su, bir tencerede kaynatılıp şurup yapılır. Çekirdekleri çıkarılmış 1 kg. vişne, şuruba katılır; 1-2 taşım kaynatılır. Vişne taneleri bir tabağa alınır. Ateşten alınan vişne şurubu, soğumadan, kızartılmış ekmek dilimlerinin üzerine kepçe ile gezdirilir. Sonra tepsi ağır ateşte tutularak, içindeki şurup, koyulaşana kadar kaynatılır. Ara sıra tepsi hafifçe sallanarak, ekmeklerin dibe yapışmaması ve şurubu iyice içmesi sağlanır. Şurup koyulaşınca, tepsi ateşten alınıp soğutulur.Ekmek dilimleri tabaklara yerleştirilir. Üzerine krema veya kaymak koyulur. Bunun üzerine de vişne taneleri yerleştirilir.
25. Üzümlü ekmek tatlısı 1 büyük salkım siyah üzüm ayıklanıp yıkanır; taneleri ortadan ikiye bölünerek çekirdekleri çıkartılır. Yarım bayat ekmek, küp şeklinde doğranarak üzümler ile karıştırılır. Hazırlanan karışım, yağlanmış kalıba dökülür. 1 kahve fincanı elenmiş un bir kâseye konulur. Üzerine yarım su bardağı toz şeker, 1 çimdik tuz, çırpılmış 3 adet yumurta ve 1.5 su bardağı süt eklenir. Bu karışım da tahta bir kaşık ile karıştırılıp kalıba dökülür. Kalıba dökülmüş tüm karışım, 180 derecede ısıtılmış fırında 40 dakika pişirilir. Fırından çıkarılıp ılımaya bırakılır. Üzerine pudra şekeri döküldükten sonra dilimlenerek servise çıkarılır.
26. İncir ve ballı ekmek turtası 1 adet bayat ekmek bir kâseye ufalandıktan sonra 2.5 su bardağı süt ile ıslatılır. 20 dakika kadar bekletilerek yumuşatılır. 8 adet kuru İncir suda bekletilerek yumuşatılır. Yumuşadıktan sonra suyu süzülen incirlerin her biri 5-6 dilim halinde kesilir. 2 kaşık tereyağı tavada eritilir. 4 yumurta çırpılarak, eritilmiş 2 kaşık tereyağı, 3 çorba kaşığı bal ve sütlü ekmek ile mikserde karıştırılır. Daha sonra incir dilimleri bu karışıma eklenir. 18x20 cm. ebadında bir fırın kabına yağlı kağıt döşenir. Kağıdın üzeri 1 tereyağı ile yağlanır. Elde edilen karışım kaba dökülür; 180 derecede ısıtılmış fırında 1 saat pişirilir. Krem şanti veya kaymak eşliğinde servise çıkarılır.
27. Ekmekli puding Bir kapta 3 su bardağı süt, 3 yumurta, ¾ su bardağı bal, yarım limonun suyu, 4 çorba kaşığı keçiboynuzu tozu, 1 tatlı kaşığı tarçın ve 1 çay kaşığı tuz karıştırılır. İçine, 4 su bardağı dolduracak kadar, iyice ufalanmış bayat ekmek, 1.5 su bardağı rendelenmiş elma, yarım su bardağı dövülmüş ceviz içi eklenip karıştırılır. Tüm karışım, yağlanmış bir kalıba koyulup 175 derecede ısıtılmış fırında 35 dakika kadar pişirilir. Bu ölçü, 6 kişiye yeter. Not: Ekmekli puding sıcak veya soğuk yenilebilir. Sade olarak veya krem şanti, dondurma, elma sosu gibi ekler ile de servise çıkarılabilir.
28. Ekmekli krep 4 dilim bayat ekmek ufalanır; üzerine 1.5 su bardağı süt dökülerek ıslatılır. 4 yumurta, 2.5 çay bardağı un ve 4 çorba kaşığı bal, ufalanmış sütlü ekmeğe eklenip iyice karıştırılır. Fındık büyüklüğünde tereyağı tavada kızdırılır. Hazırlanan karışımdan bir miktar tavaya dökülür. Tava sallanarak hamurun yayılması sağlanır. Krepin her iki tarafı da pişirilir. Hamur bitinceye kadar aynı işlem tekrarlanır. Not: Kreplerin üzerine fıstık ezmesi de sürülebilir. Ekmekli krep, komposto ile birlikte iyi gider.
29. Bademli ekmek dilimleri 1 kutu krema ve 2 yumurta çırpılıp karıştırılır. Bayat ekmek dilimleri krema ve yumurta karışımına batırılarak ıslatılır. Islatılmış ekmeklerin iki tarafı da, kızdırılmış tereyağında kızartılır. Kızarmış ekmeklerin üzerine bal sürülür. Servis tabağına dizilen ballı ekmeklerin üzerine kıyılmış badem serpilir.
30. Çikolatalı ve ekmekli kek 3 su bardağı dolduracak kadar, ufalanmış ekmek içi, 2 su bardağı ılık sütte yumuşaması için biraz bekletilir.Yarım su bardağı badem iri iri doğranır. Yarım su bardağı kuru üzüm de, yumuşaması için suya koyulup bekletilir. 1 adet küçük çikolata ince ince kıyılır. Ekmekli süt mikserden geçirilir; 2 kahve fincanı toz şeker, 3 çorba kaşığı kakao, 2 adet çırpılmış yumurta, doğranmış badem, kıyılmış çikolata ve sıkılıp suyu süzülmüş kuru üzüm eklenerek iyice karıştırılır. 20x15 cm. ebadında bir fırın kalıbına yağlı kağıt döşenir; üzeri erimiştereyağı ile yağlanır. Hazırlanan karışım kalıba konularak 180 derece ısıtılmış fırına verilir. 50 dakika pişirildikten sonra kek fırından çıkarılır. Üzerine pudra şekeri serpilir. Ilıyınca, kareler halinde kesilerek servise çıkarılır.
|
27/3/2009
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Öyle Sabah Uyanır Uyanmaz...
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama Yarım saat erkene kurulsun saatin. Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin.. Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin... Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin... Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin. Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart, Çek kızarmış ekmek kokusunu içine, Bak güzelim kahvaltının keyfine. Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin.. Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile. Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, Ohhh şöyle bir hafifle Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa... Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al. Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı? Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi? Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor.. Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak. Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun.. Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun.. Saklama tabakları, bardakları misafire Sizden ala misafir mi var bu dünyada Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının.. Gece evinde, dostların olsun Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun.. Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun? Ama en önce ve illa ki sağlık olsun! Can Yücel
|
27/3/2009
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
...
"bir çok şey için gövdemizin değil, beynimizin büyüklüğü önemlidir. Ancak kalbimizin büyüklüğü hepsinin üstündedir"
|
27/3/2009
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Bir Öğrencimin Bana Öğrettikleri
> Yazan: Doğan Cüceloğlu > > Kaliforniya'da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde öğretim > üyesi olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi alan bir > kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu > özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir kızdı; > gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir > öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. > Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı. Bölümün bir > pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk > aklımdan geçen, 'Armudun iyisini ayılar yer' düşüncesi oldu. Yukarıda > özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi > yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar > toplu, çirkin, kısa boylu biriydi. > > Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra > öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin > psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam > ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak > istiyor. > > Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders > çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım > öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti: > > 'Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum? > > 'Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini '< BR>> > 'Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin? > > Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan > kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul > edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda > Sally'nin mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.' > > Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, 'O şahane bir > insan; o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim' dedi. > > O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının > erkeğine, 'Sen benim kahramanımsın' duygusu içinde bakmasının erkeğe > verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi, > hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kişiyi kıskandım. > > 'Nasıl yani?' dedim. > > 'Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu > bildiği için, üniversite öğrencisi ol unca, yetimhaneden iki çocuğa > ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; > onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor. > Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, > hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede kalıyor, geceleri > ona bakıyor.' > > Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en > yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış > görünüşe göre yargılıyor ve onu 'ayı' olarak görüyordum. İçimdeki > pislikten utandım. Bir süre sonra Sally'nin içinde yetiştiği aile > ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama > baktığım zaman ben neden, 'Armudun iyisini ayılar yer' diye düşündüm? > Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık sık bu benzetmeyi duyarak > büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl etkilemişse, Sally'nin > içinde yet iştiği ortam da onu öyle etkilemiş olmalıydı. > > Birkaç hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los > Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış. > Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup olamayacağını > sordum. 'Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak > isteyeceklerdir,' dedi ve iki gün sonra, 'Ailemle konuştum; sizinle > tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,' dedi. Dört-beş hafta sonra > San Francisco'ya gidecektim, Sally'nin ailesinin yaşadığı kasaba > yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra > yoluma devam edebilirdim. > > Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally, 'O gün ben de aileme > gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz,' dedi. Ailesine haber > verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long > Beach'ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında > Sally'nin ağabeyi Brian'ın evine vardık. Sally'nin babası George orada > buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brian'ın, en > ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı. > > Ziyaret ettiğim bu güleryüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten > dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally'nin babası George'un > torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar > doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış > olduğu belliydi. Sally'ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi > konuştuğunu sordum. 'Evet' yanıtını alınca, kendisi çocukken de > babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum. 'Evet, > biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur; ben > de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım. Biz böyle biliyoruz', dedi. > Tüylerim diken diken oldu. Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan > psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz > hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra > kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra > onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür > ortamına kızdım. Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki > öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz > çökerek konuşan dede George'a 'Beyefendi, çocukların göz hizasına > inerek konuşuyorsunuz!' dedim. Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek, > 'Tabii, onlar küçük insanlar!' yanıtını verdi. Öyle bir bakışı vardı > ki, bu bakış sanki 'Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes > yapıyordur; sen yapmıyor musun?' diyordu. > > O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu. > > Bu güleryüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally'nin > ağabeyi Brian'ın davranışı oldu. Brian, Pasi fik ülkeleriyle ticaret > yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme > havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği > belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon > çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, > Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta imiş, kendisiyle görüşmek için > helikopterle saat 14'te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu > olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle > açıkladı: 'Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat başbaşa > geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary'le randevum var. Çocuklar > çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler > ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş. > > Brian'ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik > verdiği belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar > önemliydi. Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu, > bir 'keşke' olmayacak. > > Sally'e sordum: 'Baban seninle randevulaşır mıydı?' > > 'Evet', dedi, 'yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla başbaşa > zaman geçirirdi. Ve ilave etti, 'Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. > Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!'. Gülümseyerek, 'Nereden > biliyorsun?' diye sordum. > > 'Biz Frank'le konuştuk' diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha > doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu. > > Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın > karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı, > kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce > kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim > yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna i çim yandı. Ve son durak > olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı. > > Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, 'bundan sonra ne yapabilirimle > ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar, > verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, 'Ne > yapabilirim?' sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir. Sally'nin > içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun > davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum. Sally, içinde > yetiştiği ailede, varoluşun beş boyutunu da doya doya yaşayabilmişti. > Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, 'Sen > varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye > layıksın', mesajı alır ve çocuğun CAN 'ı beslenir. > > Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, 'Seninle zaman geçirmek > istiyorum, seni özledim', mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı > zih insel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel > mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, 'Ben sevilmeye layık biriyim!' diye > yoğrulur. > > Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, varoluşun beş > boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN 'dır. > > > Doğan Cüceloğlu
|
27/3/2009
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
MUCİZE İLAÇ ZEYTİN
Denesek mi?
Selam,zeytin çekirdeği mucizesini bir arkadaşım bana göndermiş bende sizlerle paylaştım.yarın ilk işim kahvaltıda bunu denemek.zeytin yağı zaten şifa kaynağı.çekirdeği neden olmasın..!!hele de zeytinini kendi yapanlar çekirdeği daha da rahatlıkla kullanabilirler.eğer işlenmemiş zeytin yemek istiyorsanız yeşil ve kahverengi zeytin tercih edin.siyah zeytini daha kolay işlediklerinden içinde hile olabilir.Küçük bir ayrıntı.(bildiğim kadarıyla)işlenmemiş siyah zeytinin çekirdeği kahverengi tondadır.çekirdek,hiçbir zaman tam siyah olmaz.olursa kimyasal karışmış demektir.umarım ihtiyacı olanlar şifa bulurlar.
Mustafa Gürelli
Mucize İlaç Zeytin Çekirdeği
________________________________
Arkadaşlar kendi hayatımda ve yakınlarımın hayatında yaklaşık 5 yıldan beri denenmiş olan ve hiç bir yan etkisi olmayan mucizevi bir tedavi yöntemini paylaşmak istiyorum.
Yıl 2003 de ben hemeroid ameliyatı için gün almış ameliyat gününü beklerken o günlerin çabuk geçmesi ve bir an önce çektiğim acılardan kurtulmak için günün 24 saatini dua ederek geçiriyordum.
Midemde gasrtrit, bağırsak tembelliğine bağlı kabızlık ve buna bağlı olarak da hemeroid vardı ve bunlar çok ilerlemiş bir durumda idi...
Her ne yersem yiyeyim boğazıma kadar bir yanma ve çok şiddetli sancılar çekiyordum...
Bir gün arkadaşlarımdan birisi ile kahvaltıda buluştuk ve o iştahla çeşitli yiyecekleri yerken ben çay içerek her zaman olduğu gibi kahvaltıyı geçiştirmeye çalışıyordum...
Bu durumu görünce neden yemediğimi sordu bende ona detayları ile çektiğim sıkıntıları anlatınca bana zeytin çekirdeklerini çıkarmayıp yutmamı söyledi,önce şaka yaptığını sandım ama onun çekirdeklerin hiç birini çıkarmayıp yuttuğunu görünce inandım.
Bende kahvaltıya başlayıp çekirdekleri yutmaya başladım.
Çok ilginçtir yıllardır sabah kahvaltılarını çay içerek geçiştirdiğim halde boğazıma kadar yanmalar hissetmeme rağmen o gün midemde yanma olmadı kahvaltıdan taklaşık yarım saat kadar sonra midemden saf zeytinyağı kokusu geldiğini hissettim..
Arkadaşıma midede çekirdeğin erimeyeceğini zaten rahatsız olduğumu söylediğimde bana mide özsuyunun zeytin çekirdeğini çok kısa bir sürede parçalayarak saf zeytinyağına ve şifalı yağlara ulaşıldığını geriye kalan posanın ise bağırsakları onarararak rahatlattığını dolayısı ile kabızlığın ve hemeroidinde tedavi olduğunu yanı sıra damar sertliğinden hazımsızlığa kadar bir çok derde şifa olduğunu söyledi..
İlk önce bütün bunların hayal olduğunu düşünmeme rağmen bu konuda şifa bulmak için katlandığım eziyetleri hatırlayınca bunun çok daha kolay olduğunu düşünerek çekirdekleri yutmaya devama ettim ...
ilk 15 günde midemdeki yanmalar ve gastritin yumuşadığını ve yok olduğunu, hemeroidimin verdiği ıstırapların son bulduğunu gördüm.Her geçen gün onlarca zeytin çekirdeğini yutarak sağlığıma biraz daha kavuştum.Bu arada ameliyatımı iptal ettim ve halen bu mucizevi ve hiç bir yan etkisi olmayan ilacı yutmaya devam ediyorum.3 aylık bir sürenin sonunda cildimdeki matlığın yerini bir parlaklık ve bütün ıstıraplarımın yerini bir mutluluk aldı.
Yaklaşık 6 seneden beri etrafımda bu dertlerden muzdarip olan onlarca kişiye tavsiye ettim ve hiç firesiz hepside şifa buldu,inanın benim 5 ve 11 yaşlarında iki oğlum var onlar bile yutarlar yedikleri zeytinlerin çekirdeğini.
Arkadaşlar sonsuz şifa kaynağı bir ilaç hiç bir yan etkisi yok ben yıllardır taştan sert şeyleri bile eritiyorum ve hiç bir sıkıntım kalmadı inanın migren ağrılarında bile çok mükemmel sonuçlar veriyor. Yapmanız gereken şey yediğiniz tüm zeytinlerin çekirdeklerini yutmak sayı sınırı yoktur. Yalnız zeytin meyvesini çiğneyip çekirdeğini yutun zira meyveyi olduğu gibi yutarsanız mide zeytinin dışındaki ince zarı eritemiyor ve olduğu gibi dışarı atmaya çalışıyor. Ve size hiç bir yararı olmaz
Meyve bölümünü yedikten sonra kalan çekirdeğini yutacaksınız.
Bana sadece Allah razı olsun derseniz yeter biz onlarca insan bu olayı tüm çevremize yayıyoruz her kes istifade etsin hem çok ucuz hem çok etkili kalın sağlıcakla...
Bu arada deneyip şifa bulanlar yorum yazsınlar herkes faydalansın........
|
27/3/2009
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Erkekler Ne İster
1. Kadınların hiçbir şey istememesini ister. 2. " Seni seviyorum " sozunu bir kez soylesin , karsı taraf bununla 20 sene idare etsin ister. 3. Gokten yagmur degil kadın yagsın ister. 4. Maçların 90 dakikadan 24 saate çıkarılmasını ister,bu 24 saati de televizyon karşısında, pijamaları ve birasıyla geçirmek ister.. 5. Evli olmak ama bekar gibi yasamak ister. 6. Olecekse skor yaparken olmek ister. 7. Bir bakisi canlar yaksın ister. 8. Bütün kızlari ellemek ama, el degmemis bir kizla evlenmek ister. 9. Cocuklugunda annesinin, yaşlılıgında kızının arkadaslarını ister. 10. Kadınları " Cocuklarımın anası " Elimin kiri " vs. sıfatlarla kategorize etmek ister. 11. Aldatmak ve aldatınca hos görülmek ister. 12. TV 'nin karşısında horlaya horlaya uyumak ister. 13. Bütün kadınların "hafif meşrep" , bir tek kendi kadınının Sadıka Hanım " olmasını ister. 14. Bilimin bir gün erkeklerin kadınlardan daha zeki olduğunu ortaya çıkarmasını ister. 15. Kendi anlayıssızlıgını ortbas etmek için kadınların anlasılmaz oldugu masalını dünyaya yaymak ister. 16. Bir kadınla sonuca varmak için aşılması zorunlu olan o kahrolası merhalelerin hiç olmamasını ister. 17. Akıllı kadından hoşlanıyor görünmeyi ister ama kadının kıt >>>> >>>akıllısını ister. 18. Kadının guzel bir kalca , bacak ve gogusten olusmasını ister 19. Eskimis (50 lik) kadını bozdurup iki yirmibeslik almayı ister. 20. Romantizm denen ve isleri zorlastiran bas belasının tez günde yok olmasını ister. 21. Üst'lerinin erkek, ast'larınında kadın olmasını ister. 22. Ahcı, hizmetci, anne, hemsire, seks bombası, guzellik kralicesi karisimi bir kadına sahip olmak ister. 23. Para ya da bulundugu konum sayesinde tavladığı kızların agarmış saclarına asık oldukları masalına inanmak ister. 24. Ne evdekinden ne otekinden vazgeçmek ister. 25. Dunyadaki bütün kadınları ister..Verseniz de yetinmez, Mars'takileri de ister..
|
27/3/2009
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Bu Belki Son Günündür...
Adam, telaşlı, öfkeli bir halde hanımına bağırıp, çağırıyordu. Babalarının sesini duyan iki çocuk ise yataklarından kalkıp salona gelmişti. Babalarının öfkesini görünce, korkmuş, sinmiş halde birer koltukta sessizce oturup kalmıştı. Adam, çocuklara, hanımın üzüntüsüne aldırmadan söylenip duruyordu; -Söyledim değil mi, söyledim. Bu gün toplantı olduğunu, açık mavi gömleği ütülemeni söyledim. “Kahverengi gömlekle gidiversen nolur!”muş. Bu gün sunum yapacağım, karamsar bir görüntü mü vereyim, dinleyenlerin içi kararsın, bu da projeye verecekleri oyu etkilesin! Bunu mu istiyorsun? -Tamam bey, bitti işte. Adam açık mavi göleği hışımla aldı; -Bitti, tabi bitti ama ben geç kaldıktan sonra bitmiş neye yarar. Hanımı çocukların korkmuş yüzlerine baktıktan sonra, yine eşini sakinleştirmeye çabaladı; -Dün bundan da geç çıkmıştın, vakit var, yetişirsin. -Anlamıyor ki, anlamıyor ki. Bu gün sunumu ben yapacağım. Herkesten önce gitmeliyim ki, gelecek önemli konuklara ‘Hoş geldi’ demeliyim. Adam bir sürü söz daha söylenerek, bağırarak çıktı, arabasını çalıştırıp uzaklaştı. Hanımı, direksiyon başında da öfke saçan eşinin halinden endişelendi, “Bir kaza yapmasa bari…” Eşi uzaklaşınca, çocuklarının yanına gidip sarıldı, rahatlatmaya çalıştı. -Madem erkenden kalktınız, hemen size sultanlara layık bir kahvaltı hazırlayıp getireceğim. Mutfağa geçti, zihnindeki huzursuzluğu dağıtmak için hemen neşeli müzikler çalan bir radyoyu açtı. Ocağa haşlamak için yumurta koydu, cezvede süt ısıtmaya başladı. Masaya zeytin, peynir, reçel koymayı da ihmal etmedi. Biraz sonra çocuklarına seslendi -Kahvaltınız hazııır! Çocuklar kahvaltıya otururken, radyoda müziğin birden kesilmesi dikkatini çekti. Son dakika haberi anonsuyla, radyonun sesini biraz daha açtı. Radyo’da zincirleme bir kaza haberi vardı. Ayrıntılarla biraz sonra birlikte olacağız demişti spiker ama kazanın yerini söylediği andan itibaren o sandalyesine yığılıp kalmıştı. Spikerin bahsettiği kaza yeri, kocasının her gün işe giderken geçtiği dörtlü kavşaktı. Eşinin bu kavşaktaki trafikten şikayetçi olduğunu, her sabah yoğun bir trafik olduğunu söyleyişi aklına geldi. “Geç kaldım diye acele edip acaba o da…” Aklına gelen düşünce içini daha da yaktı, hemen ayağa kalktı. -Çocuklar, unutmayın ocağa yaklaşmak yasak. Kahvaltınızı yapıp salona geçin, oynayın. Benim acil bir yere uğramam gerek, kapıyı da kimseye açmayın tamam mı? Çocukları uslu, söz dinler olduğu halde, çok kısa süreli de olsa evde yalnız bırakmak zorunda kalsa tekrar tekrar tembihte bulunurdu. Sokağa çıkmak için üzerine bir şeyler aldı, cebine de bir taksi parası aldı. Kapıya yöneldiğinde kocasının bu kazada ölmüş olabileceği endişesiyle kabaran yüreğine daha fazla dayanamayıp, ağlamaya başlamıştı. Göz yaşlarını çocukları görmesin diye, açık olan mutfak kapısına sırtını dönmeye özen gösteriyordu. İçindeki acının kocasının ölmüş olma ihtimali kadar, giderken kendisini kırması ve çocuklarının önünde bağırıp çağırmasından da kaynaklandığını anladı. Oysa her zaman böyle öfkeli değildi. -Eğer ölürse, çocuklarım babalarını, son gördükleri haliyle mi hatırlayacak? Kalp kıran, öfkeli bir baba olarak mı kalacak akıllarında? Kapıdan çıkarken, çocuklarına bir kez daha seslenecekti ama artık akan gözyaşları saklanamayacak haldeydi. Hemen kapıyı açıp dışarı çıkmak için hamle yaptı ama karşısında kapıya doğru adım atmakta olan kocası vardı. Adam, bir an karısının ıslak yanaklarına baktı; “Haberleri mi dinledin?” diye sordu. Hanımı, konuşamadan sadece başıyla onayladı. Adam, önce sarıldı, sonra eşinin yanaklarını sildi. Hanımı zorlukla sordu; -Hani önemli bir toplantına geç kalmıştın, niye döndün? -Kaza benim hemen yakınımda oldu. O anda toplantıdan daha önemli bir şeyi unuttuğumu hatırladım. Eğer o kazada ölseydim… O anda çocuklar da yanlarına gelmiş, babalarının yine öfkeli olabileceğini düşünerek, annelerinin yanında durmuştu. Adam, bütün içten, samimi gülümsemesiyle çocuklarını yanına çağırdı, boyunlarına sarıldı, yanaklarından öptü. -Ben bu gün büyük bir hata yaptım ve evden çıkarken, sizleri ne kadar sevdiğimi söylemeyi unuttum. Böyle önemli bir şey unutulur mu hiç. Ne yapalım, ben de geri döndüm. Yazan : Ahmet Ünal ÇAM
|
27/3/2009
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|


Arkadaşlarım








Sitenize Eklemek için
|